SAADET Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un 20 Ağustos 2009 tarihinde Diyarbakır’daki basın toplantısında kamuoyuna açıkladığı projeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın genel merkezimize yaptığı ziyarette dosya halinde kendisine de verilmiş olan bu projeyi, bu yazımda özetlemeye çalıştım.
Hepimiz aynı medeniyetin varisleri, aynı inancın ve ortak coğrafyanın çocuklarıyız. İmparatorluk mirasına sahibiz ve bu mirası hep beraber taşıyoruz.. Irkçılığın her türlüsüne karşıyız. Ne yazık ki Türkiye, İran, Irak ve Suriye Kürt sorununu kendi içinde, eşit kardeşliğe dayalı bir şekilde çözemedikleri için, darmadağın edilen bu coğrafyanın çocukları bölge dışındaki merkezlerden imdat bekler hale gelmiştir.
Temel sorunların çözümü için ABD’nin güvencesine, AB’nin değerlerine ihtiyaç duyulması ve onlarla bölgeye demokrasi geleceğine inanmak büyük bir saflıktır. Bu coğrafyada yaşayan hiçbir topluluk, bir diğerinin acısı üzerinden huzur bulamaz. Bu topluluklar, birlik olmadan da bu coğrafyaya huzur gelmez. Bu sorun AB veya ABD’nin üslubu, kurumları ve yöntemleriyle çözülemez. Sorun ancak rızaya dayalı birlik ve gönüllü kardeşlik içinde çözülebilir. Bunun için her şeyden önce yeni bir medeniyet perspektifine ihtiyaç vardır. Eşitlik, merhamet ve adalete dayanan bir medeniyet. Bu medeniyet anlayışının Ortadoğu’da ve hatta dünyada barışı sağlayacak kriterleri şunlardır;
- Tam bir inanç ve düşünce özgürlüğü
- Örgütlenme özgürlüğü
- Eğitim hakkı ve özgürlüğü
- Seyahat özgürlüğü
- Serbest ticaret özgürlüğü
Bu süreçte takip edilmesi gereken usuller hakkında da şunları söyleyebiliriz:
1- Özgürlükler ve genişletilmiş demokrasinin tek muhatabı milletin tüm fertleridir. Sadece belli bir ırkı muhatap alan özgürlüklerin genişletilmesi ve demokrasi projesi, daha fazla bölünmeye yol açar.
2- Sorunun çözüm adresi, sadece iktidar partisi değildir; bu bir devlet sorunudur ve sorumlusu da devlettir. Öte yandan hükümet, bu konudaki tavır ve söylemlerine dikkat etmeli, gerginleştirici üsluptan kaçınmalıdır. Bu süreç, ne kadar şeffaf ve geniş katılımcı şekilde işletilirse sancı ve sorunlar da o kadar daha az hissedilir. Çözümün dışarıdan dayatıldığı aşikardır. İçi boş sert tartışmalardan kaçınılmalıdır. Milletle hiçbir bağı olmayan, daha dün 1 Mart tezkeresinin geçmesini savunan odaklardan destek alanların tezleri baskın hale getirilmemelidir.
3- Siyasi rant yerine milletin derdine çare olmak hedeflenmelidir. Asırlardır aynı medeniyetin varisleri olarak milli birlik ve bütünlüğü sağlayan dini, manevi, kültürel ortak paydaların güçlendirilmesi amacından uzaklaşılmamalıdır. Devlet adına sadece TBMM adres olmalı, sivil ve askeri bürokrasinin katkısı TBMM üzerinden olmalıdır. İktidar ve muhalefet, bu olaya oy kaygısı ve diğerine çelme takma amacıyla yaklaşmamalıdır. Kısaca çözüm, bir dayatma değil, Türkiye Cumhuriyeti ile vatandaşları arasında bir uzlaşma barışma süreci olarak takdim edilmelidir.
Çözüm için yapılması gerekenlere gelince bunları ana başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:
1- Siyasi ve hukuki reform. Öncelikle milletin yaptığı ve onayladığı bir anayasa ile işe başlamalıyız. Kürt meselesi genel olarak, Türkiye’nin demokratikleşme sürecine ait bir sorunudur.
a- Siyasi partiler yasası ve seçim kanunu dahil siyaset kurumuna ilişkin tüm yasalar taban demokrasisi, geniş katılım ve temsile uygun hale getirilmelidir.
b- Vatandaşlık tanımı, etnik tanımlamalardan arındırılmalıdır
c-Özgür tartışma ortamı oluşturulmalıdır.
Tanzimat’tan beri her türlü sorunun çözümü sadece anayasa ve yasaların şekli düzenlemesinde aranmaktadır. Siyasi iktidar üzerinden devleti yönetenler, kamu gücünü kendileri için bir birikim aygıtı, kendisinden olmayanlar içinse bir tahakküm aygıtı olarak kullanmaktadır.
Bu çerçevede “hükümet olmanın sebebi nedir?” sorusuna da doğru cevap verilmelidir: Sebebi hükümet; güçlü yönetim altında, güçlü ve zengin bir devlet oluşturmak değil; özgürlük, adalet ve refah prensipleri içerisinde güçlü bireyler üzerinde yükselen Yeniden Büyük Türkiye’yi inşa etmektir.
Anayasada açıkça olmasa da; mevcut anayasa, herkesi zorunlu olarak Müslüman, Türk, Sünni ve seküler olarak görmekte veya böyle olmalarını beklemektedir. Böyle bir çaba ise; Kürtleri, gayrimüslimleri, Alevilerin ve dindar kitlelerin ötekileştirilerek sistem dışına itilmelerine, horlanmış hissetmelerine neden olmuştur.
2- Ekonomik Telafi programı yani bölgenin geri kalmışlığının sona erdirilmesi. Doğu ve güneydoğu bölgelerimiz sanki özel bir gayretle yıllardır ihmal edilmiş, ekonomik olarak geri bırakılmıştır. Adil ve doğal bir ekonomik sistemin işletilmesiyle bölge sorunları azalacaktır. Hükümet politikaları, kamu kaynakları ile bir sermaye sınıfı oluşturmak yerine eğitim, sağlık ve alt yapı gibi temel kamusal hizmetlerin kalite ve düzeyinin artırılmasını sağlamak olmalıdır.
Refahyol Hükümetinin 24 Mart 1997 tarihli toplantısındaki kararlar bölgesel kalkınma hamlesini öngörüyordu. Bu hamle ile bölgeler arası eşitsizliğin kaldırılması, milli gelirin adaletli dağılımının sağlanması, bölgedeki işsizlik, yoksulluk ve ekonomik geri kalmışlığın önlenmesi için kamu yatırımlarına hız verilmesi öngörülmüştü. Böylece terörün zeminini oluşturan ekonomik ve sosyal geri kalmışlığa kalıcı çözümler üretilecekti. Ne yazık ki 28 Şubat post modern darbesi sonucu hükümetin görevden ayrılmasıyla yapılan ilk işlerden birisi, bu projenin rafa kaldırılması olmuştu.
3- Sosyal telafi programı. Kamu vicdanında adaletin tezahür edeceğine dair inancın yerleşmesi, kin ve nefretin ortadan kaldırılması için şu adımlar atılmalı:
- Başbakan, terör sonucu evlatlarını kaybeden, derin devletin cinayetlerinden, fail meçhuller ve işkenceden mağdur olan tüm vatandaşlardan özür dilemelidir
- Eylem planı, Bakanlar Kurulu ve MGK’nın Diyarbakır’daki bir toplantıda açıklanmalıdır.
- Ana dil bir haktır ve her türlü tartışmanın dışındadır.
- Kamu personelinin bölge halkına yönelik davranış farkı önlenmelidir.
- 18 yaşın altındaki çocuklar, terör örgütüne yataklık suçlamasıyla yargılanmaktadır. Okulda olması gereken çocuklar cezaevindedir. Bu davranış terör örgütüne eleman yetiştirmeye yarar. Bu çocukların evine ve okuluna kavuşması için yasal değişiklikler yapılmalıdır.
- Diyarbakır Cezaevindeki işkenceler TBMM tarafından araştırılmalıdır
-Köylülere dışkı yedirilmesi nedeniyle tazminat ödenmesine neden sorumlular yargılanmalıdır.
- İlköğretim okullarında her sabah okunan “ Andımız” kaldırılmalı, kamu kurum ve kuruluşlarında etnik ayrımcılık çağrıştıran ifadeler elimine edilmelidir.
4-Terörün sona erdirilmesi. Kanın kanla yıkanmayacağı gerçeğinden hareketle beyaz bir sayfa açılmalıdır. Yönetici kadrosunda olmayan ve kullanılan örgüt elemanları bağışlama kapsamına alınmalıdır. Bu kapsamdaki örgüt üyeleri, belirli bir süre psikolojik rehabilitasyona ve siyasi yasağa tabi tutulmalıdır. Kamu vicdanın rencide edici durumlardan da sakınılmadır.
Ancak bağışlama süreci için öncelikle terör örgütü koşulsuz silah bıraktığını ilan etmelidir. Apo ile görüşme ve pazarlıktan kaçınılmadır. Çünkü bu mesele, milletin sorunudur; Öcalan’ın veya terör örgütün değil. Çözüm sürecinde, her türlü güvenlik önlemleri en üst seviyede alınarak provokasyonların önüne geçilmelidir. Bu süreçte terör örgütü ve onunla bağlantılı güçlerin provokasyonuna karşı sağduyulu olunmalıdır. Çünkü bu süreçte en fazla ihtiyaç duyulan şey; adalet ve merhamet esaslı KERİM DEVLET anlayışının tebarüz etmesidir.
5- Göçün önlenmesi ve geriye dönüşün sağlanması. Örgüt baskısı, devlet baskısı ve korucu korkusu binlerce köyün boşalmasına neden olmuştur. Mecburi iskan artık yerini kendi toprağında iskana bırakmalıdır. Bunun için yasal, iktisadi ve güvenlik tedbirleri uygulanmalıdır.
Saadet Partisi olarak sorunun çözümünde yukarıda değindiğimiz hususların hayata geçirilmesini ve bu sayede barış ve kardeşliğin tekrar tesis edilmesini temenni ediyoruz.