Birinci İnönü Savaşı’ndan sonra İtilaf Devletleri, Sevr Antlaşması’nın biraz yumuşatılması için 25 Ocak 1921’de Türklerle Yunanlıları Londra Konferansına çağırdılar. Konferans 21 Şubatta açılacaktı.
İngilizler, savaşta belirgin bir varlık göstermeye başlayan Anadolu’daki TBMM ordularının önünü almak için Sevr’de antlaşma metninde yer alan Kürdistan, İzmir, Ermenistan, Askeri yargılar gibi konularda değişiklik yapılabileceğini bildirmişlerdi Ankara’ya.
Özellikle İngilizler, Doğu Anadolu’da yaptıkları çalışmalarla Kürtlerin Türklerden ayrılmak istemediklerini görmüşlerdi. Birinci İnönü Savaşı’nı fırsat bilerek hiç olmazsa Sevr’in geri kalan maddelerini Ankara’ya kabul ettirebilmek için böyle bir konferans düzenlediler. Çünkü Ankara’daki TBMM Hükümeti, Sevr’i tanımadığını, tanımayacağını bütün dünyaya duyurmuştu. Ankara için tek önemli konu Misak-ı Milli, yani ulusal sınırlardı.
Londra’ya Albay Bekir Sami Bey’ın başkanlığında bir kurul, Ankara Hükümeti adına gönderildi. Konferans öncesinde TBMM’nde konuyla ilgili uzun uzun görüşmeler yapılmış, Albay Bekir Sami Bey’e izleyeceği tutum anlatılmış, Misak-ı Milli temeline dayalı bir görüşme yapması istenmişti.
Buna karşın Albay Bekir Sami Bey, Lord Curzon’la Ermenistan’la Kürdistan konusunu tartışmaya kalkışmıştı. Bu TBMM’nin kararlarından ödün anlamına geliyordu.
Yine Bekir Sami, Mustafa Kemal’in “Ya hep, ya hiç” yönelgesine karşın Londra’da Malta’da Sürgün bulunan 148 Osmanlı Meclisi Mebusuyla kimi aydınların serbest bırakılması konusunda da pazarlık yapmış, ancak 60 kişiyi kurtarmıştı. Bu da Mustafa Kemal’in verdiği savaşıma aykırı bir tutumdu.
Peki Mustafa Kemal, Albay Bekir Sami Bey’e Londra konferansı sırasında telgrafla hangi yönelgeleri gönderiyor?
Mustafa Kemal, konunun Misak-ı Milli temelinde TBMM’nde yeterince konuşulduğunu, Albay Bekir Sami Bey’e yeterince anlatıldığını belirttikten sonra şu uyarıları yapıyor bir kez daha:
1- İktisadi ve mali sorunlara ilişkin ilkelerin kısmen değiştirilmesi olanaksızdır.
2- Kürdistan gibi bir sorun yoktur.
3- Ermenistan ve Gürcistan sınırlarını belirleyen sorunlar bu hükümetlerin her biriyle çözümlenmiştir. O sorunları Londra Konferansı’nda görüşmeye gerek yoktur.
4- Savaş tutsaklarının değişimi, ulusal sınırlarımıza uygun bir barış yapıldıktan sonra sonuçlandırılabilir.
5- Bize yapılan Sevr Antlaşması’nı kabul etme teklifi, inceleme bile yapılmadan reddedilecektir.
6- Trakya ve İzmir’deki halkın çoğunluğu sorununun incelenmesini ilke olarak onaylamanız uygun değildir.
7- (….)
8- Güney sınırlarımız (….) kuzeyinde ya da Kilikya’da kendi topraklarımızda bir tek Fransız jandarmasının bulundurulmasını kabul edemeyiz.
9- (….)
10- Araştırma sonuçlanana kadar İzmir ve Trakya’da geçici bir uluslar arası bir yönetim kurulmasına ya da uluslar arası askeri denetim uygulamasına ilişkin görüşlerinizde kesinlikle haksızsınız.
11- (…)
12- Aldatılmamaya kesinlikle dikkat etmelisiniz.
Değerli kurulunuza verilen yetkiler Misak-ı Milli ile sınırlıdır.
Bu yönelgelerdeki kesin dile karşın Albay Bekir Sami Bey, yaptığı sözleşmelerle TBMM’nin çizdiği sınırların dışına çıktığı, yetkilerini aştığı için Mustafa Kemal’in önerisiyle görevinden ayrılmış, Dışişleri Bakanlığı düşürülmüştür.
Devletin temel ilkeleriyle kişisel düşüncelerin çatıştığı yerde sizin artık düşüncelerinizin bir önemi yoktur.
Bugün Doğu Anadolu Bölgesiyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi üzerine oynanan oyunların çok önceden hazırlanmış tuzaklar olduğunu görmüyor musunuz?
Daha yakınlarda yapılan bir sormacada Kürt halkının % 80’e yakınının Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığından ayrılmak istemediğini okumadık mı?
Bütün oyunlar, iki halkı, dahası halkları kendi içinde de küçük küçük bölerek sömürmek üzerine kurulmamış mıdır?
Hükümetlerin açılım yapacağım derken neyi nasıl yapacağını söyleyemeden açılım üzerinden laf salatası üretmesi, gerçekte bu konuda emperyalizmin amaçlarına uygun bir tutumdan öte bir anlam taşımamaktadır. İstediğiniz kadar üst perdeden konuşun; kimseyi kandıramazsınız.
Mustafa Kemal, özgürlüğe, bağımsızlığa yaşamı pahasına değer verdiği için kimseye boyun eğmemişti.
Ya siz, kendinizi özgürlüğün, bağımsızlığın neresinde görüyorsunuz