Bu saçma başlığın anlamı şu oluyor: Saçma özdeyişlerdeki kışkırtıcı hava.
Biliyorum...
Saçma bir başlık oldu ama, ben de zaten bu saçmalıktan bahsedeceğim.
Çeşitli vesilelerle halkın önüne çıkan kimi yazarlar, sanatçılar, siyasetçiler, bilim adamları nedense Türkçe karşılığı bulunan kelimeleri değil de, maalesef, çoğu halkın anlamadığı bu yabancı kelimeleri seçerek konuşup, yazıyorlar?
Ambiyans (hava) yakalamak için mi? Karizma (etkileyicilik) sağlamak amacıyla mı? Yoksa elit (seçkinci) çevrelerce akredite edilmek (onaylanmak) için mi?
Ne kadar da absürt (saçma) bir argüman (iddia) değil mi?
Argüman dedim de... Bazen kanıt (delil) yerine, bazen iddia (sav) yerine, bazen teklif (öneri) yerine kullanılan, çok da revaçta ( gözde) olan bu kelime için benim teklifim de: savunum.
Dilimizde yaşayan ve kullanılan altı, (benim teklifimle de yedi) anlamı bulunan argümanı moda etmek ne derece etiktir, gelin bunu bir çek edelim.
Bakın şimdi de etik ve çek etmek kelimeleri çıktı karşımıza.
Etik, dilimize yeni giren ve hemen de ambiyans (Türkçesi, hava, havalılık) yakalayan bir kelime. Anlamı ise, bildiğiniz gibi,ahlâklı (ya da erdemli)... Peki niye ahlâklı demiyorlar da etik diyorlar, yoksa ahlâk sorunları mı var bunların?
Ha bir de etik ahlâk(!) diyenler var ki... Vah ki, vah vah!
Çek (check) etmek de kullanıldığı anlama göre onaylamak, teyit etmek, kontrol etmek anlamlarında kullanılıyor. Ama bu kelimeler tam karşılamıyor derlerse benim de teklifim şu: Sağlamlamak.
Yenilerde bir de hijyen çıktı güzel Türkçemizi kirleten. Hijyen aşağı, hijyen yukarı. Hijyen demek temizlik demek yahu! Hijyen diye dilimizi niçin kirletiyorsunuz?
Bakın bir de agresif var ki, duyunca agresifleşiyorum doğrusu... Türkçesi yok mu? O da var: saldırgan.
Herhalde uyanıklar ajitasyon (kışkırtma) olmasın diye karşısındakilere saldırgansın demiyorlar da agresifsin diyorlar.
Bir muhafazakâr gazetede bir köşe yazısının başlığı şuydu:
AFORİZMA!
Yani bildiğimiz özdeyiş. Hadi muhafazakârsanız, sizin için de var bir tane: vecize.
Ne diye aforizma dersin be adam!
Avrupa Birliğine adapte olmak (uymak, uyumlanmak) kaygısından mı, cahillerin gözünde prestij ( saygınlık, itibar) sağlamak derdinden mi, entelektüel (aydın, münevver) sayılmak kaygısından mı kullanıyorlar bu yabancı kelimeleri, bilemiyorum?
Bildiğimse bana çok komik (absürt), çok itici (antipatik) ve çok kışkırtıcı ( ajiteci) geldikleri.
Gelin burada Ömer Seyfettin’in bir aforizmasını hatırlayalım:
“Kimin ki söyleyecek bir fikri yoksa yabancı dillerden kelimeler kullanarak kendini göstermek ister.”
Ne dersiniz, Türkçe karşılığı olan ve halkın dilinde yaşamayan yabancı kelimeleri kullanmamak konusunda bir konsensus sağlamamız gerekmiyor mu?
Hay Allah! Bak ben de konsensus dedim. Yerine uzlaşma ya da mutabakat desem dilim kopmaz ya!
TAŞLI-YORUM
Kerizmatik
Etkileyici (sürükleyici) kişilik ve görünüşte olanlara ne denir?
“- Karizmatik.”
Peki, açılım maçılım diye milleti kamplara bölen, her sözüyle ortamı gerenlere?
“- Krizmatik.”
Ya, krizmatik liderleri karizmatik görenlere ne denir?
“- Kerizmatik.”
DÜSTUR
TÜRKÇEM
Türkçe’m, anneciğimin kulağımda sesidir;
Vatanımın ruhuma üfleyen nefesidir.
Milletimin an be an sevinci ve kederi
Adriyatik’ten Çin’e paylaşmak hevesidir.